Yaşadığın Hayatı Eleştirmediysen..! - Mir Murat Demir

Yaşadığın Hayatı Eleştirmediysen..!


Görüp, duyup inandıklarımızla, öğretilerle başlarız hayata. Doğum sonrası ebeveynlerimizin desteği ve görüp, duyduklarımızı taklitle, tekrarla devam eder. Bebeklik, çocukluk, ergenlik derken tamamıyla kendi irademizi kullanma yetisine salahiyetine ulaşır büyümüş oluruz. Geçen süre, yıllar, aile ve çevremizin gösterdikleri, anlattıkları ile bir inanç silsilesi, itikat sahibi oluruz. Tam da ergen halden yetişkinler arasına girmeye başladığımız yıllarda bir teoriler dizisi inancımız, inandıklarımız da itikadımız olur, ekseri sorgulama ve araştırma, irdeleme yapmadan bu kuram üzerinden yaşamaya devam ederiz. Sorun, ikilem bu andan itibaren baş gösterir. Ezberimize aldıklarımızla yaşamın sundukları bazen tezat olur ve taraf seçmek zorunda kalırız. İnanıp tarafında olduğumuz teori yanında mı olmalıyız, gerçek ve hakikat yanında mı? Zordur karar vermek, her ikisi birbirine zıt ise tezat ise karar vermek zordur, her ikisiyle yaşamak ise ikiyüzlü, tutarsız, argo tabirle yanardöner bir yaşama şeklini kabuldür.
..
Küçük kasabanın birinde bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, bir genelev inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler. Ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar.
Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için her gün beddua etmekten öteye geçememiş. İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler.
Genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direkt veya endirekt olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açmış.
Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler. Bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler. Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkeme günü geldiğinde hâkim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:
– Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum, demiş.
Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var.
-Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi,
-Diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati…!
..
Yaşadığımız günlerimiz ve yaşadıklarımızla hikâye arasında ne çok eşleştirmeler yapabilmemiz mümkün. Çıkar, menfaat, kazanç haliyle inandıklarımız karşı karşıya geldiğinde, nerede nasıl bir duruş gösterecek nasıl davranacağız? Zayıflık inandıklarımızda mı, benlik hesabımız mı ağır basıyor. Bu ikilem içinde nasıl etik ve adil bir yaşam sürebiliriz, muamma. Kendimiz olarak kendimize karşı samimi ve dürüst olmak, açık ve adil olmak, düşünce ve kararlarımızın da en doğru olmasını sağlayacaktır.
Mir Murat Demir
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
08Ağs

FELAKET! İNANDIĞIN KADAR

25Tem
18Tem

Fakirlik Fazilet mi..?

30May

Dindarlıkla Alakasızsın..!

23May