Gençlere Sesleniyorum-5


İnsanoğlunun en büyük teselli ve ümit kaynağı şüphesiz duadır.

Dua, insanı sıkıntılardan, manevi buhranlardan, ruhi bunalımlardan kurtaran bir sığınaktır.     

Dua, insanı Allah’a yaklaştıran bir vasıtadır.

Dua, Allah’ın yüceliği karşısında kulun acziyetini itiraf etmesinin, sevgi ve tazim duyguları içinde lütuf ve yardımını dilemesinin ifadesidir.

Dua, yalnız yaratan ve yaşatan, öldüren ve dirilten, esirgeyen ve bağışlayan, eşi ve benzeri olmayan Allah’a yapılır. O’nun dışında hiç kimseye ve hiçbir şeye asla yalvarılmaz.

Dua, manevi bir güçtür.  O güce sahip olabilmek için önce kalbimizi,ruhumuzu manevi kirlerden, günahlardan temizleyecek, bedenimizi de necasetten temizleyeceğiz.  Kalbimizden yükselen dua, samimi ve içten olmalıdır. İçerisine riya, gösteriş, gurur, kibir, hile, iki yüzlülük karışmamalıdır. Tertemiz beden ve tertemiz manevi duygularla dua edilmelidir.  Bu şartlarda yapılan dualar, kabule şayandır.

Dua insanı; sıkıntılardan, stresten ve ruhi bunalımlardan kurtaran manevi bir sığınaktır.

Dua, İlahi kapıyı çalmaktır.  Sonrasına yani Allah tarafından kabul edilip edilmemesine karışılmaz. Çünkü  sonrasına veya nedenine, niçinine karışmak, haddi aşmak olur. Kul olarak bizim görevimiz, dua etmektir.  Allah dilerse kabul eder, karşılığını hemen yaratır. Dilerse yine kabul eder ama ödülünü Cennete bırakır. Takdir sadece Allah’ındır.

Dua; her türlü şirkten uzak, temiz ve sağlam bir inanç olan tevhid inancıyla, samimiyet ve ihlasla Allah’a açılan ellerin boş çevrilmeyeceğine, mahzun kalplerin sevindirileceğine inanarak yapılmalıdır. Bu inanç ve şartlarda yapılan dualar makbuldür.

Bu konuda dikkat etmemiz gereken en önemli şart, şüphesiz “tövbe” dir.

Bütün içtenliğimizle tövbe edip günahlardan, kusurlardan ve suçlardan temizlenmiş ve uzaklaşmış olarak dua etmeliyiz.

Samimiyetle tövbe edip Allah’ın rahmet ve mağfiret deryasından nasip almaya çalışmalıyız.

Duadan sonra, aceleyle değil de sabırla neticeyi beklemeliyiz.  Duam kabul olmadı, diye ümitsizliğe kapılmamalıyız.

Duanın temeli; kulun hâlini Allah’a arz etmesi olduğu için  Allah ile kul arasında bir rabıtadır.

Gözyaşları içinde yapılan dualar müstecap olur.  İnsanın gönlünü mesrur eder ve ruhuna zindelik kazandırır.

Dua ederken gözlerinizden dökülen yaşlar,  pişmanlık belirtisidir. Onun için yürek yanmayınca gözler yaşarmaz!...

Dua, hem ibadet, hem de zikirdir. Duada iki unsur hep yanyana bulunur. Birincisi  Allah’ı zikir ve Allah’a saygı, diğeri de dilektir. İşte bu nedenle Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hazret- i Muhammed(s.a.v) dua hakkında şöyle buyurmuştur:

“Dua ibadetin özüdür”.(Sünen-i Tirmizi, Deavat,1)

 İşte bu nedenle İslamiyette büyük önem verilen  ve dinin direği olarak nitelendirilen namaz gibi  dua da, “salat” kelimesiyle ifade edilmiştir. (En’am Suresi, Âyet: 52 ve Kehf Suresi, Âyet: 28)

Dua, kulun derecesinin  mihenk taşıdır. Çünkü bir Âyet-i Kerime’de Cenab-ı Hak:

“(Habibim) De ki; duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin? “(Furkan Suresi, Âyet, 77) buyurmak suretiyle insanın ancak Allah’a olan bu yönelişiyle değer kazanabileceğini belirtmiştir.

Abdest  veya gusul ile  temizlendikten sonra Kıble’ye yönelerek dua etmek; duada, anne-babamızı ve bütün mü’minleri anmak, duanın sonunda da “ amin” diyerek ellerimizle yüzümüzü mesh etmek, duamızın kabulüne vesiledir.

Hemen şunu belirtelim ki; anne ve babanın, hastanın, yolcunun, misafirin, mazlumun, yetimin duaları birer ganimettir.

Ayrıca,  kalbinize hüzün çöktüğü zaman bedenizi su, ruhunuzu da samimi tövbe ile  temizleyerek  mahzun bir kalp ve gözyaşları içinde Allah’a  dua ediniz.  

Sevgili gençler, ümitsizlik diyarına giderseniz ümitsiz; karanlığa dalarsanız güneşsiz kalırsınız. 

Duaların müstecap olması için seher vakti; İlahi rahmetin dünya semasına sağnak sağnak boşaldığı eşsiz bir zaman dilimidir. Ama insanların çoğu bu zaman dilimi nimetinin kıymetini bilmiyor.  O saatlerde dua ve niyazda olması gerekirken maalesef horul horul uyuyor...

Sevgili gençler, zorluğunuzun kolaylığa, darlığınızın genişliğe, karanlığınızın aydınlığa, hastalığınızın şifaya, günahınızın affa, duanızın kabule dönüşmesini istiyorsanız; kalan ömrünüzü Allah’ın razı olacağı işlerde tüketin. Allah’a dua edin ve  yalnız O’ndan isteyin.

Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“(Habibim) Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara):  Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” (Bakara Suresi, Ayet:186)

Duanın en makbul ve efdal olanı; riyadan, gösterişten, yalandan uzak, icabet saatine yakın olanı ve gizlice yapılanıdır. Bilhassa seherlerde, rızık kapılarının açıldığı bir zamanda, tenhalarda gözyaşları içinde inanarak yapılanıdır.

Ayrıca cuma gecesi, bayram geceleri, kandil geceleri ile Cuma günü bilhassa “eşref saati” adı verilen duaların makbul olduğu bir saatte dua etmek...Yine Ka’be’de, Ravza-i Mutahhara’da, Arafatta, Müzdelifede, Hacerü’l-Esved’de , Altın Oluk’ta, Zemzem Kuyusu başında, ezan okunduktan sonra, kaamet ile farz zamaz arasında, Hatip minberde hutbe okurken  iki hutbe arasında oturduğu zaman yapılan dualar da kabul-e şayandır.

Ellerimizi açıp boynumuzu bükerek Rabbimize yalvarmamız, gözyaşları içinde ihlas ve samimiyetle niyazda bulunmamız, bunların bir sonucu olarak da dileklerimizin yerine gelmesi bizim için en büyük saadet ve mutluluktur.

Unutmayalım ki; dua bizden, kabul ise Alemlerin Rabbi olan Allah’tandır.

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Biliniz ki O, haddi aşanları sevmez.” (A’raf Suresi, Ayet:55)

Sevgili gençler, dua ve niyazda bulunamadığınızda, ibadet edemediğinizde, kulluk görevinizi   yerine getiremediğinizde üzüntü duymuyorsanız; suç ve günah işlediğinizde nedamet ve pişmanlık duymuyorsanız kalbiniz ölmüş demektir.  Bu halinizle toplumda “yaşayan ölü” gibi olduğunuzu unutmayın!...

 

Dua, hemen her zaman yapılır. Ancak, temiz olmak, abdestli bulunmak, temiz bir yerde, mübarek bir gün ve gecede, kutsal bir mekânda yapmak, duanın kabulüne vesiledir.

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min Suresi, Ayet:60)

Seherlerde yaptığımız dualar, bize aczimizi idrak ettirir. İbadetin manevi zevkini tattırır. Allah’a kul olmanın sevincini yaşatır. Özellikle seher vakti, ruh sadeliği ve gönül hoşnutluğu içinde Rabbimize daha çok ibadet eder, daha çok dua ve niyazda bulunuruz.

Her konuda olduğu gibi Allah’a dua ve niyazda bulunma konusunda da bizim en güzel ve eşsiz örneğimiz, Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Efendimizdir. O eşsiz insan, İslam’ın icaplarını nasıl yerine getirmiş, nasıl ibadet etmiş, nasıl dua ve niyazda bulunmuşsa bizim de aynı şekilde ibadet  ve dua etmeliyiz. Zira, O’na ümmet olma şerefine erdiğimiz için bu, bizim en birinci şiarımız, görevimiz  ve onur kaynağımız olmalıdır.

Allah’a kul, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)e layık bir ümmet olabilmemiz için O’nun gittiği yoldan gitmemiz ve O’nun sünnetine sımsıkı sarılmamız gerekir.

Bu Allah ve Resulü’nün rızasını kazanabilmenin bir gereğidir.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyuruyor:

“Rabbim hayâ ve kerem sahibidir. Bir kul, ellerini O’na doğru açık kaldırdığında; O, elleri boş çevirmekten hayâ eder.” (S. Ebu Davud, S.Tirmizi, Tac Terc., C.5, S.111)

      Genç Kardeşim; en acıyan derdin, en hüzünlü anın, en mutlu günün için dua et!...

      Bir saat içinde  3.600 defa aldığın ve 3.600 defa verdiğin nefes için, gören gözlerin, tutan ellerin, yürüyen ayakların, dönen dilin için  sana bu nimetleri veren Allah’a dua et!...

     Gariplere, yolda kalmışlara, kimsesizlere, yetimlere, öksüzlere, ihtiyaç sahiplerine derman oldun diye dua et!...

     Bir parça ekmeye muhtaç olanlar için, hastaların şifası, dertlilerin devası, borçluların edası için dua et!...

     Mazlumların göz yaşlarının dinmesi için, zalimlerin ıslahı için, kanayan yaralar ve ağlayan yürekler için dua et!...

     Riyasız, gösterişten uzak, samimi ve içten öyle bir dua et ki; yaptığın duaların kabul, amellerin makbul, günahların mağfur olsun!

malatyacadde44@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
05Tem

Gençlere Sesleniyorum-5

26Haz

Gençlere Sesleniyorum-4

21Haz

Gençlere Sesleniyorum- 3

11Haz
09Haz