Gençlere Sesleniyorum-4


Sevgili gençler, yaratılmışların en güzeli ve en mükemmeli şüphesiz insandır. 
İnsan, topraktan yaratılmıştır. Ona, canlılığını ruhu verir. Bu ruhu, Yüce Allah, insana  lütfetmiş ve onu onurlandırmıştır.
İnsanın ruhu olmazsa hiçbir işe yaramaz. Ruhsuz insan, toprak ve su karışımından yapılmış cansız bir heykel gibidir. Şeklen insana benzer ama insanın işlevlerini yerine getiremez. Oysa insan, canlıdır. Yürür, düşünür, konuşur, sevinir, üzülür, varlığını devam ettirmek için evlenir, aile oluşturur, toplum halinde yaşar, medeniyet kurar.
İnsan, maddi varlığı yönünden kâinat içinde bir toz zerresi kadar küçüktür ama mana yönünden “Âlem-i Ekber (Büyük Âlem)” olarak nitelendirilir.   İnsan, başıboş bırakılmamış, kendisine bazı sorumluluklar yüklenmiştir.
İnsanın Yaratan’ına karşı ilk sorumluluğu, O’na inanmak, iman etmektir. Düşünen ve fikir yürüten insan, bir noktaya kadar varmakta ve oradan öteye geçememektedir. İşte bu noktada, insanoğlunun imdadına “iman” yetişmektedir.
Bilim adamları, Allah’ın varlığını kabullenmede iki temel noktadan hareket etmişlerdir. Bunlardan birincisi, insan aklının bulduğu deliller. İkincisi ise Allah’ın İlahi vahyine dayanan nakli delillerdir.
Pozitif bilimler üzerinde ciddi araştırmalar yapan İngiliz astronomi bilgini Harşel şöyle demiştir:
“İlim alanı genişledikçe Allah’ın varlığına ve kudretine olan kuvvetli deliller de artmış olur. O Allah ki, ezeli bir yaratıcı olup kudretinin sınırı ve sonu yoktur”.
Ünlü bilgin Pastör bu konuda şöyle demiştir:
“Eğer bugünkü bildiklerimden daha çok bilgiye sahip olsaydım, Allah’a imanım da o nispette daha çok artardı. Çünkü kainatı inceleyip gözden geçiren kimse, onda büyük bir ustalık ve ince bir nizam görür.  Kainata bir göz atacak olursa çeşitli hadiseler karşısında hayretler içinde kalarak Allah’a inanır”.
Uzun yıllar ABD Deniz Kuvvetlerinin Atom Araştırmaları Merkezi Bölüm Başkanlığını yapan Sr. George Irrıl Davids’in dediği gibi: “ Bu kainatın her zerresi, Allah’ın varlığını haykırmaktadır”.
Prof. Dr. Paul Ernest Adolf da, “ Allah’a İman ve Tıbbi Deliller” başlıklı makalesinde şöyle demiştir:
“  Ben Allah’a hiç kuşku duymadan inanıyorum. Bu inancım, sade bir zihni bilginin sonucu değildir. Bilakis ulaştığım ilim dalının beni doğruladığı ve kuvvetlendirdiği bir imandır”. 
Sevgili gençler, Allah’ın varlığına, birliğine ve yüce kudretine dair bilim adamlarının söyledikleri aklı delillerden daha fazla örnekler verebiliriz.  Şimdi biraz da Allah’ın varlığı ve kudretiyle ilgili olan nakli deliller üzerinde duralım.
İslam’da nakli delillerin kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an’da Allah’ın varlığını anlatan âyetlerin sayısı çoktur. Bu ayetleri incelediğimizde şöyle bir sonuca varırız:
  1-Kur’an-ı Kerim, Allah’ın varlığını anlayabilmemiz için pratik bir yol göstererek iç âlemimize, ruhsal yapımıza ve organik oluşumuza dikkatimizi çekiyor. Bunlar üzerinde düşünmemizi istiyor.
2- Çevremizdeki canlı varlıklara dikkatimizi çekerek onların yaşayışlarında ibretler olduğunu haber veriyor.
3- Evrene ve evrendeki olaylara bakmamızı istiyor. Bunların, Allah’ın varlığının, birliğinin ve yüce kudretinin delili olduğunu hatırlatır. 
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler halinde var etmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması ancak onun bilgisiyledir. Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz kitaptadır. Doğrusu bu Allah’a kolaydır”. ( Fatır Suresi, Ayet,11)
“Allah geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. Belirli bir süre içinde hareket eden güneş ve ayı buyruk altına almıştır. İşte bu, Rabbiniz olan Allah’tır. Hükümranlık O’nundur. Onu bırakıp taptıklarınız bir çekirdek kabuğuna bile sahip değildirler”. (Fatır Suresi, Ayet,13)
“Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da  ancak sizin gibi birer toplulukturlar. Kitapta biz hiçbir şeyi noksan yapmadık. Onlar, sonra toplanıp Rablerine geleceklerdir”. (En’am Suresi, Ayet, 38)
“Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Diriltir, öldürür. O, her şeye Kadirdir. O, herşeyden öncedir. Kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı sondur. Varlığı âşikardır. Gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O, herşeyi bilir”. (Hadid Suresi, Ayet, 2-3)
“ Gece ve gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O’na karşı gelmekten sakınan kimseler için âyetler vardır”. (Yunus Suresi, Âyet, 6)
“  Ey insanlar! Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında, kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır. Ey Muhammed! İşte sana gerçek olarak anlattığımız bunlar, Allah’ın varlığının delilleridir”. (Casiye Suresi, Âyet, 4-6)
Sevgili gençler, İman; insanı kararsızlıktan ve bunalımdan kurtarır.
Tam teslimiyetle Allah’a bağlanan kalp, huzurludur. 
İnsan, ruhunun en tatlı ve en yüksek ifadesini inançta bulur.
İnançsız insan, boşluktadır. Bu geniş âlem, onun için dardır, karanlıktır. 
İnançsız insanın yüreği felah bulmaz, sıkıntılıdır.
Çağımızda, dünya insanının büyük bir oranda manevi zaaf içinde olduğu görülmektedir. İnsan, manevi yönden zayıfladıkça maddenin esiri olur. İnsanlık tarihi bunu kanıtlamıştır. Maddeye taparcasına bağlılık,  insanın bir takım güzel ve kutsal olan faziletlerini de ortadan kaldırır. Hak ve adalet işlemez olur. 
Kuvvetli zayıfı daima ezer. Çünkü madde ihtirası, insanı bencil ve çıkarcı yapar. Çıkarcılık, insanı hırçınlaştırır, kavgacı bir hale dönüştürür. Halbuki Allah’a gerçek anlamda inanan ve inancının gereği olarak salih amellerde, güzel davranışlarda bulunan bir insanda böyle kötü özellikler olmaz.
Evet, inanç daima ve her yerde en büyük güç kaynağıdır. Bu kaynak, insanı yüceltir ve insana sorumluluğunu öğretir. Kişinin vicdanını oluşturur. Nereden gelip nereye gittiğini, görevlerinin neler olduğunu öğretir. Kısaca iman, insana kendini tanıtır ve Allah’a yaklaşmasını sağlar.
Sevgili gençler, insan, Allah’a bağlanınca, Allah’ın inayetini yanında bilince mutluluğa ulaşır. Zaten İslam Dinine göre, insanın Allah katındaki değeri O’na olan imanıyla bağlantılıdır.
Ömrünü, insanların imanlarını kurtarmaya adamış olan merhum Said-i Nursi şöyle diyor:
“İman, hem nurudr, hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden insan, kâinata meydan okuyabilir”.
İslam Dini’ne göre, insanlara düşen ilk görev, kendilerini yaratmış olan Allah’ı tanımak, O’nun varlığını ve kudretini kabul ederek iman etmektir.  İnsanlık tarihi boyunca bütün Peygamberler,  ümmetlerine öncelikle Allah inancını ve O kudretin, tek olduğunu öğretmişlerdir. Bütün semavi dinler, tevhit esasına, yani Allah’ın bir ve tek olduğu ilkesine dayanır. Ancak, Müslümanlık dışındaki dinlerde sonradan insanlar tarafından tahrifat yapılmıştır. Tevhid  inancını, akli ve nakli  delillerle anlatan tek din ise, hak dinlerin en sonuncusu  olan İslamiyet’tir.
Cenab-ı Hak, şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği Kitab’a iman(da sebat) edin. Kim; Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam anlamıyla sapıtmıştır.” (Nisa Suresi, Ayet:136)
“Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hâkimiyeti yoktur.” (Nahl Suresi, Ayet: 99)
 Yüce Yaratan’a inanan ve Salih amellerde bulunan mutlu insanlara bakın Rabbimiz nasıl bir müjde veriyor:
“Allah’a iman edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf (deryası) içine daldıracak ve onları kendine doğru (giden) bir yola götürecektir” ( Nisa Suresi, Ayet: 175)
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) bu konuda şöyle buyuruyor:
“Allah’ı Rab,  İslam’ı din, Muhammed(s.a.v)’i Resul  (peygamber) kabul eden kimse imanın zevkine erer.” (S.Müslim, S.Tirmizi, Tac terc. C.1,S.28))
“İman, temennilerle ve süslemelerle değil, kalplerde yerleşmesiyle; iş, hareket ve tatbikatında onu doğrulamasıyla vücud bulur” ( Camiü’s-Sağir, Harfü’l-Lam
“Kim iki çenesi ve iki ayağının (bacağının) arasını (haramlardan) muhafaza ederse Cennete girer.” (Hâkim, Beyhaki, Keşfü’l Hafa, C.2,S. 247,H.No: 2467)
         İstiklal şairimiz merhum Mehmet Âkif Ersoy bu konuda şöyle sesleniyor:
       “İmandır o cevher ki İlahi, ne büyüktür,
         İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür.”
         Sevgili gençler; iman güneşiniz, salih ameller geminiz, Kur’an klavuzunuz, takva feneriniz olsun!...
 

malatyacadde44@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
05Tem

Gençlere Sesleniyorum-5

26Haz

Gençlere Sesleniyorum-4

21Haz

Gençlere Sesleniyorum- 3

11Haz
09Haz