İşte Bu Adam Benim Babam - Cemal HANİLÇİ

İşte Bu Adam Benim Babam


Köşe yazısını yazmak için çayımı alıp sigaramı yakarak bilgisayarın yanına geldiğimde içimdeki burukluğun sebebini anlayamadım, içimde tuhaf bir yalnızlığımın olduğunu omuzlarımdaki yükün ağırlaştığını hissediyordum sanki bilgisayarın alt köşesinde 30/052022 tarihini görünce içimdeki yalnızlığımın ve omuzlarımdaki yükün neden ağırlaştığını anladım.
Evet, babam 31/05/ gecesi vefat etmişti.
    Babamın vefatından bir gece öncesinden kızımı getirmek için Adana’ya gidecektim, iki yıldır yatakta tedavi görüyordu. Adana’ya gidip kızımı alıp getirdim yoldan gelir gelmez eve çıkmadan direk yanına gittim kızımla birlikte elini öptük, kısık zayıf çelimsiz bir ses tonuyla geldin mi dedi geldim dedim, torununu getirdim sana dedim. Yüzümüze baktı kızıma baktı, gülümsemeye çalıştı yüzünde acı bir tebessüm vardı sanki o an anlayamadım.
    Ne zaman Mayıs ayının son günleri yaklaşsa içimdeki burukluğun sebebini şimdi daha iyi anladım, demek bir ayrılığın bir hüznün vedasıymış Mayıs ayının son günleri bende.
    Bir babayı ne kadar anlatırsınız bilemem lakin bendeki baba özlemini baba hüznünü bir satır bir sayfa bir kitap ile anlatamam, babamın vefatından sonra burada size anlatamadığım kimseye anlatamadığım sebeplerden dolayı bende tarifsiz bir acı barındırır.
    Bu sebep yıllardır içimde bir yangın gibi içimi yakıp kavurdu. Ne zaman annemin gözlerine baksam babamın yangınını okurum gözlerinde, sırtının yavaş yavaş kamburlaşması yürürken artık yavaş yavaş yürümesi gözlerinin her ne kadar da uzağı ve yakını pek de seçememesi olsa da annemin gözlerinde o acıyı görürüm o acıyı yaşarım. 
    Yetmiş üç senenin elli senesine şahit oldum babamın, otuz beş senesini gün gün tarih tarih yaşadım, çocukluğumun ilk yıllarında kendimi bilmeye başladığımda ilk hatırladığım eski cezaevinde gardiyandı babam, cezaevi evimize çok da uzak değildi. 
Babam nöbetlerden dolayı eve geç gelir erken gider çoğu zaman göremezdim, babamı özlediğimde çocukken yanına giderdim cezaevine. 
    Ne zaman gitsem kapıdaki gardiyan hemen saçımı okşar o sert haşin bakışlarının arasında dudaklarını örten pala bıyıklarının altında gülümseyerek babanı görmeye mi geldin derdi. Beni içeri alır sanki nöbet değişimini yapacak gardiyan edasıyla içeri girerdim. Bütün gözler üzerimdeydi, hafif uzun ile kısa arasındaki kestane rengindeki saçlarım kahverengi gözlerim sanki beni onların gözünde daha bir başka cezbediyordu.
    Kapıdaki bekleyen mahkum ziyaretçilerinin ellerindeki küçük poşetlere kadar arandığını ayakkabılarının bile çıkartılıp içine bakıldığı bayan ziyaretçilerin bayan gardiyanlardan tarafından didik didik arandığı dönemlerde benim babamın oğlu olmamdan dolayı mı bilmiyorum ama aranmadan içeri girmem beni  fazlasıyla gururlandırıyordu.
    Ceza evinin girişindeki nöbetçi gardiyan yukarıya sesleniyordu Sabri’nin oğlu yukarı geliyor, ziyaretlerim hemen hemen her seferinde böyle oluyordu, gardiyanlar sıra sıra sanki beni karşılıyor gibi merdivenlerin başında karşılaşıyordum, her yanımda geçen gardiyan Sabri’nin oğlu gelmiş diye birbirlerine fısıldıyordu.
    Babamın odasına girdiğimde karşımda ütülü cilet gibi pantolonunda tek bir kırışıklık bile olmayan,  kollarında çizgili işlemesi olan gardiyan elbiseli başında polis şapkasına benzeyen şapkasıyla pala bıyıklı iri yarı kocaman bir adam duruyordu. Beni görünce o sert haşin bakışlı yüzü asık kocaman iri yarı adam gitmiş sanki yerine melek yüzlü bir adam gelmiş gibi oluyordu.
İşte Bu adam benim babamdı.
Çocukluk işte o zamanlar nereden bilecektim ki yıllar sonra babamın vefatında dolayı bunları yazacağım bunları kaleme dökeceğim burada hiç tanımadığım siz okurlara kişilere insanlara babamı anlatacağım aklıma hiç gelmezdi.
İşte yazımın başında da dediğim gibi ne zaman Mayıs ayının sonları yaklaşsa içime tarifi imkânsız bir acı yerleşir oturur, hele de o annemin gözlerine baktığımda sessiz sedasız  öbek öbek bana haykırarak anlattığı o tarifsiz olay sessizce içime bağdaş kurar ve hiç kalkmaz.
Eğer bir babanız varsa ona sahip çıkın, sağlığında onun üzmeyin onu kırmayın vefatından sonra hiç bir pişmanlık size bir getirisi olmuyor. Ona sağlığında hürmet gösterin ona sevginizi sağlığında gösterin sevginizi gösterin o nasırlı ellerinden doyasıya öpün, sonra bir daha öpmeyeceksiniz o elleri.
Evet Sevgili okurlarım belki bir sonraki yazımda size yine babamı anlatırım.
Kalın sağlıcakla…..
 

cemal@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Ağs

BE/R/DEL

08Ağs

Öylesine Bir Sessizlik

20Tem
05Tem

Neden Mutlu Olamıyoruz..?

22Haz

Yitip giden umutlar