• Haberler
  • Eğitim
  • Geylan: 'MEB Taşra Teşkilati Çetelerden Temizlensin.'

Geylan: 'MEB Taşra Teşkilati Çetelerden Temizlensin.'

Geylan: 'MEB Taşra Teşkilati Çetelerden Temizlensin.'

Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Corona virüs salgınından dolayı eğitim dünyasında merak edilen gelişmeler hakkında kamupersoneli.net’in sorularını cevapladı.

Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan’dan eğitim dünyasını sarsacak açıklamalar! MEB’in taşra teşkilatını çeteler yönetiyor

Türkiye’de corona virüs sürecinde eğitim dünyasını yakından ilgilendiren uzaktan eğitim, EBA TV, ücretli ve pictes öğretmenleri ve öğretmenlerin merakla beklediği 3600 ek göstergenin yanı sıra gündemi sarsacak konularla ilgili Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan’la Kamupersoneli.net olarak dikkat çeken bir röportaj gerçekleştirdik. Röportajda Geylan MEB’in taşra teşkilatını çetelerin yönettiğine işaret ederek, “Sayın Bakan M.E.B in özellikle taşra teşkilatı, sendika görünümlü, vakıf görünümlü, cemiyet görünümlü, dernek görünümlü çeteler tarafından tahakküm altına alınmıştır. İşgal edilmiştir. M.E.B in taşra teşkilatını, bakanlık merkez teşkilatı yönetmiyor. Bu çeteler yönetiyor.” İfadelerini kullandı.

Corona virüs salgınından dolayı okulların kapanmasıyla birlikte Türkiye’de uzaktan eğitim süreci başladı. Uzaktan eğitim sürecinin yanı sıra Türkiye’de eğitim dünyasında merak konusu olan soruları Kamupersoneli.net olarak Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan’a sorduk.

EĞİTİM DÜNYASINI SARSACAK AÇIKLAMALAR

Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan ile gerçekleştirdiğimiz özel röportajımızda Geylan eğitim dünyasını sarsacak uzaktan eğitim, EBA TV, ücretli ve pictes öğretmenleri ve öğretmenlerin merakla beklediği 3600 ek gösterge konularıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

MEB’İN TAŞRA TEŞKİLATINI ÇETELER YÖNETİYOR

Geylan Milli Eğitim Bakanlığı’nın taşra teşkilatı ile ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulunarak MEB’in taşra teşkilatını çetelerin yönettiğini iddia etti. Geylan açıklamasında, “Ben,  Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’a iş başına geldiği günden beri şu çağırıyı yapıyorum: Sayın Bakan MEB in özellikle taşra teşkilatı, sendika görünümlü, vakıf görünümlü, cemiyet görünümlü, dernek görünümlü çeteler tarafından tahakküm altına alınmıştır. İşgal edilmiştir. MEB in taşra teşkilatını, bakanlık merkez teşkilatı yönetmiyor. Bu çeteler yönetiyor. Bu çeteleri temizlemediğiniz müddetçe başarılı olma şansınız yok diyorum. Hâlâ bu süreç devam ediyor.” dedi.

Röportajımızda Kamupersoneli.net Ankara temsilcimiz eğitimci yazar Rıza Ceylan, Talip Geylan’a gündeme dair sorduğu soruların başında öğretmenlerin uzaktan eğitim sürecinde yaşadıkları zorluklar geldi.

ÖĞRETMENLERİN EK DERS ÜCRETİNİ KESERİM DİYENLERİ GÖRDÜK

Kamupersoneli.net’e özel açıklamalarda bulunan ve “Öğretmeni huzursuz ederek,  hiçbir alanda başarı elde edemeyiz. Çünkü bir öğrencinin eğitim süreciyle alakalı olarak kaygı düzeyi en yüksek olan kişi, öğretmendir” diyen Geylan, “Bu süreçte öyle okul idarecileri oldu ki  canlı ders anlatımına katılım olmayan öğretmenlerin ek ders ücretini keserim diyenleri gördük” ifadelerini kullandı.

ÖZEL OKULLARIN TELAFİ EĞİTİMİNE ERKEN BAŞLAMASI

Ayrıca özel okulların telafi eğitimine erken başlamasıyla da ilgili olarak açıklama yapan Geylan, “Özel okulların telafi eğitime erken başlaması, ekonomik kaygılardan kaynaklanıyor.” Dedi.

Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan ile gerçekleştirdiğimiz özel röportajımız şöyle:

M.E.B. in pandemi sürecindeki uzaktan eğitim faaliyetlerini nasıl değerlendirirsiniz? M.E.B bu süreçte sınıfı geçti mi?

11 Mart da ülkemizde ilk vaka tespit edildikten sonra, hemen ertesi gün devletimiz bir takım tedbirler aldı. Bunlardan bir tanesi de okulların tatil edilmesiydi. Bu doğru bir karardı. Nitekim 16 mart tarihi itibariyle eğitime ara verildi. Bundan bir hafta sonra M.E.B  uzaktan eğitimi hayata geçirdi. Öncelikle şunu söylemek gerekir: Bir hafta gibi kısa bir sürede, uzaktan eğitim faaliyetini hayata geçirmek bana göre takdir edilecek bir tutumdur. Eksiklikler var tabi ki, bir takım eksikliklere takılıp M.E.B in uzaktan  eğitim faaliyetini acımasızca eleştirmek acımasızca bir tutum olurdu. Ancak, uzaktan eğitim hizmetinin  ikinci ayağı olan canlı  ders anlatımlarında bir takım sıkıntılar vuku buldu. Canlı ders anlatımı ilk bakışta kulağa hoş geliyor ama , bu vesileyle eğitimde fırsat eşitsizliğini sınıflarımıza sokmuş olduk. Şöyle ki: bu ülkede her ailede, her öğrencimizin kişisel bilgisayar ya da internet imkanına sahip olma durumu yok. Bu bir vakadır. Diyelim siz matematik öğretmenisiniz, canlı ders anlatacaksınız. Öğrencilerinize duyuru yaptınız. Ancak, otuz kişilik öğrenci mevcudunun on tanesinin evinde bilgisayar ya da internet imkanı yoksa , bu on tane öğrencimizin bu hizmetten mahrum olması demektir. Bu  M.E.B eliyle eğitimde fırsat eşitsizliğini doğurmaktır.  Bizim ülkemizde malumunuz yıllardır eğitimde fırsat eşitsizliğinden yakınılır. Bu bizim dışımızdadır. Ama canlı ders anlatımının ortaya çıkarttığı eğitimde fırsat eşitsizliğini M.E.B olarak biz çıkarttık. Ankara’nın  Sincan ilçesinde vefa destek grupları bir anket yapıyor. Evinde TV olmayan bin yüz aile tespit ediyorlar. Burası Sincan, burası başkent. Ben iddia ediyorum : Sincan ilçemizde bin yüz ailemizin evinde TV yoksa on bin yüz ailemizin evinde internet yoktur. Bundan dolayı, ben canlı  ders anlatımının baskın bir şekilde  Eba TV üzerinden yürütülmesini tavsiyesinde bulundum. Bir de şöyle bir durum yaşadık: Kraldan çok kralcı olmayı alışkanlık haline getirmiş bir kısım  yöneticilerimiz, canlı ders anlatımını bir skor tabelasına dönüştürdüler. Bu süreçte öyle okul idarecileri oldu ki  canlı ders anlatımına katılım olmayan öğretmenlerin ek ders ücretini keserim diyenleri gördük.. Öğretmeni huzursuz ederek,  hiçbir alanda başarı elde edemeyiz. Çünkü bir öğrencinin eğitim süreciyle alakalı olarak kaygı düzeyi en yüksek olan kişi, öğretmendir.          

Uzaktan eğitim faaliyetlerinin başlamasında , yürütülmesinde M.E.B  ve  Eba Tv de  sağlığını riske atarak çekimlere giden iki yüz öğretmenlerimize  bu vesileyle özellikle teşekkür ediyorum. 

İNANILMAZ BİR PERFORMANS SERGİLEDİLER

Pandemi sürecinde mesleki eğitim kurumları ön plana çıktı. Sizce mesleki eğitim memleket meselesi söylemi karşılığını buldu mu ?

Türk Eğitim Sen olarak yıllardır meslek lisesi memleket meselesi diye sloganımız vardı.  Devletimizin de  %35 ile  %65 olarak mesleki eğitim akademik eğitim  oranını yakalama hedefi vardır. Nitekim M.E.B  2023 eğitim vizyon belgesinde mesleki eğitime özel bir bölüm ayırmıştı. Ama bütün bu gayretlerden çok daha fazla, pandemi sürecinde meslek liselerimizin ortaya koyduğu performans, tabiri caizse inanılmaz bir algı tamiri yaptı. Meslek liselerimizin öneminin toplum tarafından fark edilmesi ve  meslek liselerinin geleceği açısından pandemi sürecinin önemli bir farkındalık oluşturduğunu düşünüyorum. Bu süreçte meslek liselerimizin yanı sıra halk eğitim merkezlerimiz, olgunlaşma enstitülerimizde inanılmaz bir performans sergilediler. Meslek liselerimiz gibi, milyonlarca maske üretimi gerçekleştirdiler. Dolayısıyla Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’müzün de  halk eğitim merkezlerimize olan yatırımı, desteği yeniden gözden geçirmesi lazım.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM, ÖĞRETİM HAYATININ BİR PARÇASIDIR

Okulların kapalı olmasına rağmen, okul öncesi eğitim kurumlarının açılmasıyla ilgili mış gibi yapıyorlar, şeklinde açıklamalarınız olmuştu. Bu yanlış bir karar mıdır?

Bu külliyen yanlış bir karar. Devletimiz toplum sağlığı için bütün tedbirleri alıyor ama devlet başka parametreleri de  göz önüne alarak, başka tedbirleri de  geliştirmek zorunda. Özellikle, ekonomik hayatın süregitmesi için devlet yeni normali başlattı. Bu anlamda, özellikle çalışan anne babaların mağdur olmaması için özel gündüz bakım evleri , kreşler açıldı. Bu kapsamda M.E.B ‘e , devlete bağlı okul öncesi kurumlarının açılması telkininde bulunulmuş. Ama burada sorun şu: Biz özel kreş ve gündüz bakım evlerini niye açtık ? Çalışan anne ve babalara kolaylık olsun diye. Doğruda bir karar bu. Biliyorsunuz özel bakım evleri ve kreşler tam gün eğitim yapıyor. Ancak, okullarımızdaki okul öncesi eğitim sınıflarımız yarım gün eğitim yapıyor. Dolayısıyla bu uygulama çalışan anne ve babalara  kolaylık getirmeyecek. Bunun bir anlamı yok. Ben bundan dolayı eleştirdim. İkincisi okul öncesi eğitimi , kreş eğitimi değil ki. Okul öncesi eğitim, öğretim hayatının bir parçasıdır. Hatta  M.E.B in 2023 eğitim vizyon belgesinde, ortaya koyduğu hedeflerden bir tanesi;  okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamına alınmasıdır. Okul öncesi eğitimi bir kreş eğitimi, okul öncesi öğretmenleri bakıcı değildir.

ÇOCUKLARIMIZI DÖRT DUVAR ARASINDA ESİR EDİYORUZ

Ağustos ayında yapılması planlanan telafi eğitimi ve sayıları hızla artan özel okullar hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Hiçbir alternatif yüz yüze eğitimin karşılığı olamaz. Pandemiden dolayı  üç ay  eğitime ara verdik. Bu kayıp zamanın, yüz yüze eğitimle telafi edilmesi lazım. Özel okulların telafi eğitime erken başlaması, ekonomik kaygılardan kaynaklanıyor. Bu üç aylık kesintiden dolayı veliler, tabiri caizse almadıkları hizmetin bedelini ödediler. Sanırım bunu telafi eğitimine mahsup edecekler diye düşünüyorum. Özel okullarda bir eğitim kurumudur. Özel okul sahiplerinin, özellikle eğitim kaygısıyla hareket etmesi lazım. Ülkemizde, maalesef bir çok özel okul sahibi ticari kaygılarla pozisyon alıyor. Bunu doğru bulmuyorum. Bunun nedenlerinin başında da, bu süreçleri yürütenlerin eğitimci olmaması var. Dershanelerin dönüşüp sürecinde birçok dershane özel okula dönüştü. Okul sadece sınıf açayım olsun demek değil ki.   Sosyal alanlar da gerekir. Bir kısım özel okulumuzda, çocuklarımızı maalesef sabahtan akşama kadar dört duvar arasında esir ediyoruz. Bu da olayın pedagojik travması olmaktadır.

ÜCRETLİ ÖĞRETMENLİK UYGULAMASI M.E.B İN BİR AYIBIDIR.

Son günlerde yine gündemde olan,  ücretli  ve pictes öğretmenleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Ücretli öğretmenlik uygulaması M.E.B in bir ayıbıdır. Ücretli öğretmenlik bir pansuman tedbirdir. Öğretmen ücretsiz izne ayrılır rapor almış olur, bir başka nedenden olayı öğretmen okula gelemediğinde, ücretli öğretmenlik bir pansuman tedbir olarak uygulanabilir. Ama, şu anda ücretli öğretmenlik istihdamı, adeta bir öğretmen istihdamı modeli haline getirilmiştir. Türk Eğitim Sen’in yapmış olduğu tespitlere göre; bu tespitleri de il valiliklerine vermiş olduğumuz resmi yazılardan, almış olduğumuz cevaplar üzerine yaptık. Şu an içinde bulunduğumuz eğitim yılında Türkiye’de 80.583 kişi yani yaklaşık 81.000 ücretli öğretmen çalıştırılıyor. 81.000 Bizim öğretmen sayımızın yaklaşık %10 una yakın bir rakamdır. Bu, 81.000 kişinin sadece 37.000 i eğitim fakültesi mezunu. Hatta bu 81.000  öğretmenin 8.300 ü yüksekokul mezunu. Bırak eğitim fakültesini fakülte mezunu bile değil. Bu ayıptır. Türkiye üçüncü dünya ülkesi mi?  Onun için, Türkiye’de ücretli öğretmenliğin ve bu anlayışın kökten kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu uygulamaya ihtiyaç vardır ama, bir pansuman tedbir olarak. Birde bu arkadaşlarımız girdikleri ders saati olarak ücret alıyorlar. Hemen hemen tamamına yakını asgari ücret düzeyinde ücret alıyor. Öğretmen köle değildir. Bunun kaldırılması için, öğretmen ataması yapılması lazım. Bu sene yapılacak atamalar emekli olacak öğretmen sayısını ancak karşılar. Şu an M.E.B de 110.000 civarında emekliliği hak etmiş meslektaşımız var. Bunların bir kısmı 3600 ün çıkacağına dair ümidi kestiği için,  bu sene emekli sayısı geçen seneye göre fazla olabilir.

 Pictes öğretmenlerimizin sıkıntısı çok, haklılarda. Bu kardeşlerimizin gelecek kaygısı var. Ben her zaman söylüyorum: Devletin bu kardeşlerimizin gelecek kaygısını giderecek tedbirleri  hayata geçirmesi lazım.

EK GÖSTERGE OLAYINI, İKİ AÇIDAN EKSİK VE SAKINCALI BULDUĞUMUZU İFADE ETTİK

3600  Ek gösterge konusu nasıl çözümlenir ?

3600 Ek gösterge olayı maalesef yılan hikayesine döndü. 12 Haziran seçimleri öncesinde Sayın Cumhurbaşkanının  dört meslek grubunun (öğretmenler , polisler , hemşireler, imamlar) ek gösterge oranları 3600 e çıkacak taahhüdüyle, bu siyasetin gündemine girdi. Bizim gündemimizde zaten vardı. Cumhurbaşkanımız bunu siyasetin gündemine sokunca biz o zaman teşekkür ederek, dört meslek grubuna ek gösterge olayını, iki açıdan eksik ve sakıncalı bulduğumuzu ifade ettik. Birincisi: Dört meslek grubunun ek göstergesini 3600 e çıkartırsanız kamuda hiyerarşik silsileyi bozarsınız. Neden? Çünkü öyle durumlara neden oluruz  ki, amirinden daha yüksek ek göstergeye sahip memurlar icat etmiş oluruz. Bu sakıncalı dedik. İkincisi: Dört meslek grubuna verip diğerlerini kapsam dışında bırakırsanız, çalışma hayatında huzuru bozmuş olursunuz. Biz buna dayanarak, Türkiye Kamu Sen olarak bir yasa tasarısı hazırladık. Yasa tasarımızda yıllardır bizim talep ettiğimiz şekilde, bütün kamu çalışanlarının  ek gösterge oranlarının yeniden güncellenmesini talebini ortaya koyduk. Bunu yaparken de, hiyerarşik silsileyi  koruduk. Hatta, şu an ek göstergeden yararlanamayan, yardımcı hizmetler sınıfında çalışanları da bu tasarıya dahil ettik. Yasa tasarımız mecliste plan bütçe komisyonun da duruyor. Meclisimizin yeni döneminde beklentimiz şudur: Bu ek gösterge düzenlemesinin iktidarıyla, muhalefetiyle el birliğiyle çıkarılması.

Uzun yıllardır gündemde olup gerçekleşmeyen öğretmen meslek kanunu hakkında ne  düşünüyorsunuz?

Türk Eğitim Sen olarak, yıllardır öğretmen meslek kanunun çıkartılmasının talepkârı ve  takipçisiyiz. Öğretmenlik kutsal meslek diyoruz. Toplumun geleceğini doğrudan ilgilendiren meslek diyoruz. Ama diğer  ihtisas mesleklerinin kanunu olmasına rağmen, öğretmenlerin yok. Biz, öğretmenlik mesleğinin statüsünü sağlam bir yasal zemine kavuşturacak, mesleğimizin saygınlığını koruyacak bir kanunu yıllardır talep ediyoruz. 2023 Eğitim vizyon belgesinde, kamuoyuna öğretmen meslek kanunu çıkarılacak taahhüdü verildi. Gerek 2023 eğitim vizyon belgesi gerekse öğretmen meslek kanunuyla ilgili görüşlerimizi bakanlığımıza sunduk. Bize 2019 yılı sonu itibarıyla kanunun çıkarılacağı ifade edilmişti. Ancak şu ana kadar çıkarılmadı. Zannımca     çıkarılmamış olmasının nedeni:  Ekonomik nedenler. Çünkü  bakan yardımcımız  Sayın Mustafa Safran bey, bu  meslek kanunuyla ilgili olarak dört  eğitim sendikası başkanına  bir sunum yapmıştı. O yapmış olduğu sunumda ,meslek kanunun bir kısım içeriğinin ekonomik karşılığı var. Bir bütçe gerektiriyor.  O zaman itibarı ile  o günün rakamlarıyla konuşuyorum 7, 2 milyar tl ye tekabül eden bir ek bütçeye ihtiyaç duyuluyor. Tabi son bir buçuk yılda ülkemiz  ekonomik daralmışlıkla  karşı karşıya, bu açıdan bırakın M.E.B e 7, 2 milyar  ek bütçe tahsis etmeyi M.E.B in bütçesinden kesintiye gidildi.  Dolayısıyla ben  meslek kanunun gecikmesini buna bağlıyorum.

Meslek kanunun da  neler olmalı: En başka okul müdürlerinin kadroya alınması meselesi ki var. Maaşlar  ona göre artacak. Bir teşvik uygulaması var. Biz, Türk Eğitim Sen olarak yıllardır şunu ifade ederiz: Ülkemizin  elverişsiz koşullarının hakim olduğu bölgelerde, öğretmen istihdamı sağlanamıyor.  Hatta bunun  tedbiri olarak da çakılı sözleşmeli uygulama getirildi. Bize göre;  bu insanlık dışı bir usuldür. Biz bakanlığa şunu söyledik: Ülkemizin elverişsiz koşullarının hakim olduğu bölgelerde öğretmen istihdamını sağlamanın yolu, öğretmeni esir etmek değil, teşvik etmektir.  Şunu önerdik: Mahrumiyet derecesine göre bir brüt asgari ücret ile  iki brüt asgari ücret olarak değişen oranlarda, zorunlu hizmet tazminatı verelim. Nitekim bizim bu önerimi, devletimiz tarafından şu an kabul edilmiş durumdadır. 2023 vizyon belgesi ve çıkarılması planlanan meslek kanununda teşvik uygulamasıyla yer bulmuş durumdadır. Tabi bunun  da bir ekonomik karşılığı var. 

YİRMİ YILINI DOLDURAN HER ÖĞRETMENİMİZDE BAŞ ÖĞRETMEN OLARAK NİTELENDİRİLMELİ

Kariyer basamakları meselesi meslek kanununda mutlaka olmalıdır. Bu da ayıptır. 2006 dan beri adım atılmadı. Bir de işin garibi nedir? İktidar değişmedi , aynı iktidar iş başında. Biz  meslek kanunuyla ilgili çalışmada M.E.B e ifade ettik. Bize göre  kariyer basamakları tahsisi yapılırken, hizmet yılı esas alınmalı. On yılını doldurmuş her öğretmenimiz, uzman öğretmen. Yirmi yılını dolduran her öğretmenimizde baş öğretmen olarak nitelendirilmeli. Bunun da meslek kanununda olmasını istiyoruz.

Yine liyakatı, adaleti esas alan görevde yükselme  yönetici atama usulünün mutlaka bu  kanunda  yer almasını istiyoruz.  Niye kanunda yer almasını istiyoruz? Şimdi siz bunları yönetmelikle düzenlemeye kalktığınız zaman, bir bakan geliyor a  diyor , takip eden bakan geliyor değiştiriyor. Bakın geçmişe gitmiyorum, 2013 den bu güne kadar yönetici atama yönetmeliği kaç defa değişti biliyor musunuz ? Sekiz defa değişti. Biz diyoruz ki yönetici atamayla, görevde yükselmeyle ilgili husus artık kanunda yerini bulsun. Her bürokrat, her gelen bakan kendi kafasına göre değiştirmesin. Sendika kapılarında gezilmesin. Proje okulları diyoruz ya,  biz tespitini yaptık. Şu an içinde bulunduğumuz eğitim öğretim  yılı içinde, bizim tespitlerimize göre Türkiye genelinde 940 proje  okulunun müdürünün 829  tanesi, bir sendika üyesi. Bu ne demektir.? Bu okulların müdürlerini o sendika atamış demektir. Bu ayıptır. Bu M.E.B in utancıdır. Sana bağlı bir okulun müdürünü sen atayamıyorsan bu senin ayıbındır.

Şimdi size bir örnek vereyim: 2016 Yılında İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nde yönetici mülakatları yapıldı. Dokuz komisyon kuruldu. Beşer kişiden oluştu komisyonlar. Kırk beş kişi. Mülakatlar bitti. Bu komisyonların 100  tam puan verdiği toplam 86 aday vardı. Bu  86 kişinin 81 tanesi  bir sendikanın üyesiydi. 90 ve üzeri puan alan yönetici adayının sayısı: 124 tü .  Bunun da  117 tanesi bir sendikanın üyesiydi.

Şimdi bu süreçlere tahakküm kuran  bir sendikanın başkanı, bugün çıkıp adaletten liyakatten edepten dem  vuruyorsa inandırıcı olmuyor, samimi olmuyor. Ben geçen ifade etmiştim. Dedim ki: Sayın başkanın samimiyetinin göstergesi,  ilk önce çıkacak eğitim çalışanlarından özür dileyecek. Diyecek ki; eğitim çalışanları, biz sizlerden özür  diliyoruz. Hakkınızı bize helal edin diyecek. Biz,  üç yıldır, sekiz yıldır, on yıldır mülakat komisyonlarında çatır çatır çekirdek çitler gibi kul hakkı yedik. Hakkınızı helal edin diyecek. Önce helalleşecek ki,  şimdi o söylemlerin bir anlamı olsun. Ben bunu samimi görmüyorum.

M.E.B İN TAŞRA TEŞKİLATINI  ÇETELER YÖNETİYOR

Ben,  Milli Eğitim Bakanı   Sayın Ziya Selçuk’a iş başına geldiği günden beri şu çağırıyı yapıyorum: Sayın Bakan M.E.B in özellikle taşra teşkilatı, sendika görünümlü, vakıf görünümlü, cemiyet görünümlü, dernek görünümlü çeteler tarafından tahakküm altına alınmıştır. İşgal edilmiştir. M.E.B in taşra teşkilatını, bakanlık merkez teşkilatı yönetmiyor. Bu çeteler yönetiyor. Bu çeteleri temizlemediğiniz müddetçe başarılı olma şansınız yok  diyorum. Hâlâ bu süreç devam ediyor. Şimdi bakın, yiğidi öldür hakkı yeme diye bir söz var. Sayın Ziya Selçuk göreve geldikten sonra,  yönetici atama yönetmeliğinde bir iki ufak rötuş yaptı.   Ne yaptı? Yazılı sınav getirdi. Mülakatlarda,  adayın yazılı puanı neyse o puanın verilmesini sağladı. Böylece,   bu öğretim yılı başında, 20.000 okul yöneticisi bileğinin hakkıyla iş başı yaptı. Bunu kim yaptı ? Ziya Selçuk yaptı. Ben kendisine teşekkür ettim. Ama  aynı iradeyi maalesef proje okulları sürecinde gösteremedi. Neden ? Çünkü proje okullarının atama süreci M.E.B in  atama yönetmeliğine tabi değil. Biz aynı dirayeti orda da bekliyoruz. Aynı dirayeti İl -İlçe Milli Eğitim Müdürü atamalarında, şube müdürlüğü görevlendirmelerinde de bekliyoruz.

En son İstanbul’a  13 İlçe Milli Eğitim Müdürü ataması yapıldı. 8  tanesi okul müdürü ve aynı sendikanın üyesi. Şu an hali hazırda yürürlükte olan yönetmeliğe göre:  Bir İlçe Milli Eğitim Müdürü ataması yapmak için,  en az iki yıl şube müdürlüğü yapmış olma şartı vardır. Ne diyor Ziya Paşa:  Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Biz icraata bakıyoruz.

Bakmadan Geçme