İslam’da Kadının Yeri


Her şeyden önce kadın insandır ve Allah’ın huzuruna çıktığımızda kadın erkek ayrı ayrı muameleye tabii tutulmayacağız. Bunun böyle olduğunu bizi yaratan ‘’…üstünlük ancak sizin takvanızdadır.’’ diyerek bize buyurmuştur. Buna rağmen biz hala toplumsal alışkanlıklarımız ya da gelenek göreneklerimizle belirlediğimiz toplumdaki kadının yerini, dinimizin kuralıymış gibi kabul ederek kendi koyduğumuz din kuralına inanıp onunla amel etmeye başladık. Kendi gelenek göreneğimizi din kabul edip onunla yaşadık. Bunu yaşarken de yıllarca gelen alışkanlıklarımızı dini kural olarak gelecek nesille öğrettik.

Oysa ki, toplumsal değerlerimizin, egolarımızın ya da toplumun ataerkil yapısının verdiği davranış kalıplarıyla kadına bakış açımızın İslamiyet’le uzaktan ve yakından alakası yoktur. Bilinçli ya da bilinçsiz dünya genelinde öyle bir algı oluşturulmuş ki İslam’da kadının yeri ikinci sınıf insandan öteye gitmemektedir. Kadın yönergelerle yaşamak zorunda olan, toplumsal hiçbir faaliyeti ve fikri olamayan, sadece hizmet sektöründe var olan ve erkeğin gölgesinde yaşamaya mecbur kişiler haline gelmiştir. Bu anlayışın çıkış sebebi kendi gelenek göreneklerimizi dini kural gibi kabul etmek ve İslam’ı öğrendiğimiz Arap toplumunun örfünde yer alan kadının yerini İslam’da kadının yeri olarak kabul etmemizdir. Biz Müslümanlar olarak üzerimizdeki bu kötü algıyı doğru bir dini eğitimle atmamızla mükellefiz.

Kuran’da Rabbimiz ‘’ Ey İnsanlar!’’ diye bizlere hitap ederek erkek ve kadın ayırt etmemiştir. Kadını da erkeği de aynı şeylerden sorumlu tutmuş, aynı ibadetlere tabi tutmuş,  günah ve sevaplar kadın- erkek ayrımı yapılmaksızın aynı cümlelerle belirtilmiştir. Günahların karşılığı olan cezalarla, kadın- erkek ayrımı yapılmadan tehdit edilmişizdir. ‘’Sizin üstünlüğünüz ancak takvadadır.’’ Diyerek kimsenin kimseye üstünlüğünün olmadığı en yüksek perdeden belirtmiştir.

Çoğu toplumların ve dinlerin kadınları dışladığı, ikinci sınıfa aldığı, sosyal hayattan çıkardığı kadını, dinimiz İslam ise bizzat toplumsal hayatın içine almıştır.  Peygamberimizin eşi Hz. Hatice’nin tüccar olması ve diğer eşi Hz Zeynep’in deri işleme atölyesinde kazandığı paralarla çeşitli hayırlar yapması buna en güzel örnektir. Diğer dinler ve toplumlar kadına değer vermeyip şeytanla eşdeğer görüyorlarken dinimiz cenneti kadınların ayakları altına sermiştir. Bu lafla kalmamıştır. İslam fıkhına kaynak olan hadislerin büyük çoğunluğu Hz. Ayşe ve Hz. Fatma’dan rivayet edilmiştir. Bu iki müstesna insanın verdiği rivayetlerle İslam fıkhı oluşturulmuş ve dünya Müslümanları bu kadınların rivayetleriyle şekillenen dinlerini yaşamışlardır ve kıyamete kadar yaşayacaklarıdır. Büyük büyük İslam devletleri bu kadınların kaynaklık ettiği kanunlarla yönetilmiş dünyaya nizam vermişlerdir. Biz bu kadınları kayanak göstererek daha nice kanunlar çıkartıp devlet yönetmeye devam edecekken İslam da kadının yeri nasıl olur da bize atfettikleri yerde olur.

 Dünyadaki hiçbir öğretide, hiçbir dinde ve hiçbir toplulukta kadın İslam’daki kadar değer bulmamıştır.  Günümüzdeki kadınların yeri ve önemi çağdaş seviyeye geldiyse bunu İslam’a borçludur. Kadına karşı takınılan yanlış tavır ve takıntıların asıl kaynağı insanların kendi yanlışlarına dayanak oluşturmak için İslam dinini kullanmasından kaynaklanıyor. Bu durumu dini karalamak ve toplumun huzurunu kaçırmak isteyenler de çok güzel kullanmaktadırlar. Bunun önüne geçmenin yolu da merdiven altı din eğitiminin devlet kontrolüne geçmesinden geçer.

                                                                                                               Veysel FIRAT

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
19Eyl
28May

İslam’da Kadının Yeri

17Nis

S-400 Alacağız Kime Ne?

10Şub

Günümüz Moğolları ABD

12Ara