Tahkir! - Mir Murat Demir

Tahkir!


Farkında olmamız gereken çok önemli bir tespitim var ki, ekseriyetle farkındayız gibi görünsek de çok şey var ki, bilmiyoruz. Doğrudur, siz biliyorsunuz, sen biliyorsun, o biliyor, şu da biliyor, iyi de milyonlarca bilmiyor ya da bukalemun gibi duruma göre, sürece göre bilenler de şekil değiştiriyor.
Tahkir; onura dokunma, onur kırma, aşağılama. Literatür böyle açıklamış, tanımlamış bu kelimeyi. Millet olarak kutsiyetlerimizi önemli bulup, örf, anane ve geleneklerimizi de çöpe atmadık ama değerli bulur ve çoklukla hayatımıza almayız. Kutsiyet, örf, anane, gelenek konuları ise kurnazca bir yaklaşımla işimize geldiğinde dayanağımız olarak kullanırız. Eşek dersek birine, sinkaflı, küfürlü bir söz olarak kabul görür, tepki alırız, tahkir etmiş olduğumuzdan, onura dokunma, onur kırma, aşağıla yapmış olduğumuzdan tepki alırız, etik söylem dili olmadığından kanunen de suç işlemiş oluruz. Hukukçu olmadığımdan suçu ve cezasını ayrıntısıyla izah edemem. Koç, koçum dersek birine, sinkafta olmaz, küfürde olmaz, tahkir de yoktur, etik kabul edilir. Eşek de, koç da canlıdır, hayvandır, evcilleştirilmiş türdedir. Tahkir etmek de eşek, koç örneğindeki gibi kişiye ve gruba göre, aile ve yöreye göre, seviye ve bakış açısına göre farklı farklı şekillerde değerlendirilip, yorumlanır. Bahis konusu değerlendirme ve yorumla halleri dahi sürece göre farklıdır, farklılık gösterir.
Tahkir kelimesine dair örneklemelerle izahatta bulundum, gelelim “tahrik” kelimesine, literatür nasıl açıklamış? Tahrik; yola çıkartma, harekete geçirme, hareket ettirme, kımıldatma ve cinsel isteği uyandırma, artırma. Tahkir ve tahrik kelimelerinin literatür, sözlük açıklamaları, yorumu alenen açık ve ortada iken biliriz ki, yaşadığımız şehir, ilçe, köy, mahalle, inanç, aidiyet, kariyer, yaş, cinsiyet ve pek çok ayırımla farklı farklı görür belirler, farklı yorumlamalara sahip oluruz.
Ülkemizin ve sahip olduğu değerleri, coğrafya olarak her yöresinin her köşesinin güzelliklerin, ikliminden gece gündüzüne kadar, toprağından suyuna kadar imtiyazlarını anlatmakla, yazmakla bitiremem. Güzelim ülkemde seksen milyonun çok üzerindeki nüfusumuzla aynı dili konuştuğumuz gibi aynı manaları da ifade etmemiz gereğimiz vardır, basit gibi görünen bu konu en temel gerekliliklerimizdendir. Halkın kendi arasındaki sohbetlerde farklı anlam ve algılama tezatlığı olsa da genel olarak zaman kısıtlılığı olmadan sonuca ulaşılır ya da taraflar yetersiz kalırsa anlamasa da tamam der biter. Kamuoyuna mal olmuş söylem ve yazılar vardır ki, bilmiyorum ya da yanlış biliyormuşum bir savunma şekli, aklanma sebebi değildir. Ne olur, aynı dili konuşup farklı anlamları ile iletişim kurarsak çoklukla anlaşılmaz, polemik, laf-ı güzaf haller gerçekleşir. Güncel olarak okuyup haber kaynaklarından bilgi edindiğimiz, dinleyip izlediğimiz iki konumuz var; “Sedef Kabaş” dile getirdiği bir atasözü, Anadolu söz sıralaması ve “Sezen Aksu” nun yıllardır tartışılmayan şarkısı, bugün kutsalımıza hakaret diye gündemimize girmesi. Müspet ya da menfi yorum yapmadan güncel meselelere kullandığımız dil ile konuşma, yazma hallerimizdeki kelimelerin mana ve algılarını tekrar düşünüp öğrenmemiz gereğini yazmış olayım.
Mevlana Celalettin Rumi asırlar öncesi bir söz söylemiş ki, ne çok anlamaya ve manasınca sindirmeye ihtiyacımız var. Mevlana “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.” der. Bu vatanın ve Türk milletinin tartışma, çatışma, polemik, laf çevirmeden çok daha fazla ve öncelikli, ehemmiyetle barış içerisinde mutlu yaşamaya ihtiyacı var, hemfikiriz dediğinizi duyar gibiyim. Barış içerisinde ve mutlu yaşamı var edecek, daim kılacak da yine Türk milletidir, her ferdidir.
Mir Murat Demir
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
23May
19May

Güçlü Olmak

09May

Arkadaş!..

25Nis
18Nis

Köy Enstitüleri