Sevgi Hissedilendir


SEVGİ HİSSEDİLENDİR!
Somut olan ne varsa duyu organlarımızla tespit eder, anlarız. Acı ya da tatlı, yüksek ses ya da cılız sez, katı ya da sıvı, iğrenç ya da mis gibi kokuyor sonuçlarına varmak duyu organlarımızın, gözümüz, kulağımız, burnumuz, dilimiz ve tenimizin işidir. Sevmek ve sevilmek ise soyuttur, duyumsama, hissedebilme yetisi, kazanımıdır. İnsan sevdiğini de sevildiğini de hissederek anlar, hissetmenin bağımsız olduğu düşünülemez, duygu gibi beyinle bağlantılı bir işlevi vardır.
..
Evleneli on iki yıl olmuştu. Çocuk sahibi olamamıştık.
Tedavi için gittiğimiz doktorların hemen hepsi aşağı yukarı aynı şeyleri söylemişlerdi. Bu gerçekleri duymak eşim için de benim için de her seferinde yıkım oluyordu:
"Çocuk sahibi olabilmeniz imkânsız görünüyor"
Bu kelimelerin her tekrarlanışı umudumuzu iyice yitirmemize neden olmuştu.
-Neden evlatlık edinmiyoruz? dedim eşime.
-Sahipsiz onca çocuk varken...
Belki de Allah onlardan birine sahip çıkmamızı istiyor.
Ve belki de bu yüzden bir bebek sahibi olmamızı dilemiyor.
Yetimhanede bebeklerin bulunduğu bölüme girer girmez, ilk onu gördüm. Ayaklarını havaya dikmiş, elleri ile onlara ulaşmaya çalışıyordu.
Harikulade bir bebekti ve ben ondan gözlerimi alamıyordum.
-Bu... bunu kendimize evlat edinelim, dedim.
Daha ilk bakışta ona karşı öylesi güçlü bir sevgi hissettim ki, sanki doğurduğum çocuğumu emanet bıraktığım bir yerden geri almak üzere gelmişim hissine kapıldım.
Ancak yetimhane yetkilileri evlat edinebilmenin biraz güç olduğunu söylemişlerdi.
-Ben bu bebek için sonuna kadar mücadele edeceğim, dedim eşime. O da zaten bu konuda en az benim kadar kararlıydı. O günden sonra, gerçekten de onun için çok mücadele etmek zorunda kaldık.
Birçok araştırma, soruşturmaya tabi tutulduk.
Aylarca uğraştık ama sonunda onu bize verdiler.
Kızımızın hayatımıza girmesi ile birlikte yuvamızın tek eksiği de artık tamamlanmıştı. O harika bir bebekti.
Eşimle ben onun için çıldırıyorduk.
Kızım okul çağına geldiğinde ona gerçeği anlattık.
Artık kendisinin öz anne ve babası olmadığımızı biliyordu. Bu gerçeği öğrenmiş olması onda tahmin ettiğimiz şoku yaratmadı. Küçücüktü, fakat inanılmaz derecede olgun bir çocuktu.
Bir gün arkadaşıyla sohbetlerine tanık oldum. Sevgili kızımın o gün arkadaşına söylediği sözler, benim hayatımda aldığım en güzel ödül oldu.
"Ben evlatlığım" dedi kızım
Arkadaşı şaşkın bir ifade ile sordu; "Evlatlık ne demek?"
Küçük kızım şöyle yanıt verdi:
"ANNENİN KARNINDA DEĞİL, YÜREĞİNDE BÜYÜMEKTİR.
..
Alıntı hikâye ne çok şeyi düşünmemize yardımcı, kolaylaştırıcı bir kıstastır. Seviyor isek sevdiğimiz hissedecek, seviliyor isek hissedip duyumsayacağız. Hissetmenin okulu, kursu yok, yüreğimizle beynimizin ortak çalışması, çıktıları anlama kabiliyetimiz ise faaliyetin çıktısı. Hikâye de olduğu gibi seviyor isek söylemeye, dillendirmeye gerek olmaksızın yürekte var edebilmek, hissetmek ve hissettirmek, hayat çok daha seviyeli, yaşamak çokça mutlu. Yazımın sonuna dünyaca gıpta edilerek okunan  “Edith Wharton" un sözünü ekleyeyim "Yanlış düşünebilir, yanlış anlayabilir veya yanlış yapabilirsin; ama yanlış hissedemezsin." 
Mir Murat Demir
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Ağs

İçim Rahat Diyebilmek!

26Tem

Ben Sana Ne Yaptım..!

19Tem

Sevgi Hissedilendir

12Tem

Ne Görmek İstersek.!

05Tem

Mutlu Olmak mı İstiyorsun.!