Kişisel Ego'lar, Birlikten Güçlü Değildir


Birlik ve beraberlik toplumsal gücü de beraberinde getirir. Bu gücün önündeki ilk engel ise “Ego”dur. İnsan için de en önemli sorun, benliğine yenilmesi, kendi dışındakilerle bir olmayı bilememesi, becerememesidir. Nefsini kontrol edememesidir. Malatya’da son senelerde yaşanan basın polemiği 10 Ocak Çalışan gazeteciler gününde patlak verdi. Gazeteciler cemiyeti Başkanı Haydar Karadumanın vefatından sonra alel acele koltuğa oturan ve  o koltuğa yapışan sanki hayatta hiçbir şeye muvaffak olmayan Vahap Güner’e ve yönetimine tepki Malatya’da çığ gibi büyümekte…

Pek çok kişi bilir ki, yeryüzündeki ilk cinayet, Habil’in kardeşi Kabil’i kıskanması sonucu işlenmiştir. “Önce ben” demek, kıskançlığın temelini oluşturur. Tüm olumsuz duygu ve düşüncelerin temelinde “Ben” diğer deyişle”Ego” yatar. Başkalarına kızarız, öfkeleniriz, çok rahat eleştiririz de tek kusursuz biz oluruz. Başkalarını değerlendirir, hüküm verir, sınıflandırır ve cephe alırız. Birlikten uzaklaşmak böyle başlar. İnsanı insana düşman yapan, Allah’ın isteklerine aykırı davranmasını isteyen şeytanın işi de kolaylaşmış olur.

Malatya’da akıl almaz bir şekilde devam eden Gazeteciler Cemiyetinin yok oluşuna sebeb olan ve rahmetle andığımız Haydar Karaduman’ın vefatından çok kısa bir süre içerisinde koltuk savaşı içine giren Vahap Güner ve yönetimi o koltuğa oturmakla kendini kral zanneden hükümleri ve arkasında deyimi yerinde ise duayen dediğimiz ama hiçbir zaman tasvip etmediğim isimlerini vermek istemediğim kişiler tarafından desteklendiği zat, şu anda iki veya üç kişi tarafından desteklenerek cemiyet başkanlığına getirildi. Ve Malatya’da basını bölmeyi bir halt bildiler. Ve akabinde Malatya’da kulaktan kulağa dönen bir söz, ‘ Birleşelim’ …hadi ordan sen kim oluyorsun ki birleşme lafını ağzına alıyorsun…

Bencilliği yok etmek adına, “Nerede dirlik, orada birlik... Bir mumdan bin mum yanar... Yalnız kuş yuva yapmaz, yalnız taş duvar olmaz...” gibi daha pek çok deyişimiz vardır. Bilge Kağan şöyle seslenir; “Ey Türk Irkı!.. Tutsaksan özgür, yoksulsan varlıklı, çıplaksan giyimli olacaksın. Yeter ki düşmanlarına kanma!.. Yeter ki birliğini bozma!..”Her ne olursan ol, bulunduğun yere enerji ver can ver. Nitekim zikrettiğim bu şahıs ne enerji veriyor ne can, sadece  yıllardır aynı yola baş koymuş insanları kendi egosu ve kendi fikirleri yüzünden yok etmeye mahkum ediyor. Buna fırsat verilecek mi? Elbetteki hayır…

Öncelikle her birey, karşısındakini öteki olmaktan çıkartıp, kendinden kabul etmeli, herkesi olduğu gibi benimseyip, değişmeye zorlamadan, ikiyüzlülüğe mecbur kılmadan, kabullenmelidir. Renk, dil, din farklılıkları insanları birbirinden ayırmamalıdır. İnsanların inançlarına hoşgörü ile bakabilmemiz gerekir. İnsan sosyal bir varlık olarak toplum içinde yaşar. Yalnız yaşayamaz. Doğası gereği diğer insanlarla iletişim ve etkileşim halindedir. Etki olumlu ise insana ve topluma yararı vardır. Olumsuzluk durumunda zarar kaçınılmazdır. İnsan ilişkileri hoşgörü, saygı, sevgi ve empati ile yürütülürse sağlıklı, huzurlu bireyler ve giderek de aileler, toplumlar ortaya çıkar. Akabinde bu zatı muhtereme

Toplum düzeni, birlik ve beraberlikle sağlanır. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde, birlik ve beraberlik içinde yaşamanın toplum hayatı bakımından ne kadar önemli olduğunu, birliğin temin edilememesi halinde sosyal bünyede nasıl huzursuzluklar çıkacağını toplumu bir insan vücûduna benzeterek anlatmak istemiştir. ‘Bazı organları hasta olan bir insanın vücudu nasıl zayıf ve güçsüz düşerse; düşmanlıkların yaygınlaştığı, birlik ruhunun kaybolduğu toplumlar da öyle güçsüzleşirler. Bu da düşmanın işine yarar. Bunun için bir milleti yıkmak isteyenler önce, o milleti meydana getiren fertler arasında ayrılık tohumları ekerek onları birbirine düşürürler. Birlik ve beraberliklerini bozarlar. Maddî ve manevî güçlerini kardeşlerine karşı kullanan ve düşmanlarını unutanlar kolayca başkalarına yem olurlar. Bu gerçek öteden beri bilindiği için, dünyaya hükmetmiş nice büyük devletler, düşmanları tarafından önce içeriden parçalanmış, sonra yıkılıp tarihten silinmişlerdir.’Birlik ve beraberlik içinde olan toplumlar tüm sorunlarını çözmekte daha başarılıdırlar. Düşünce birliği, gönül birliği, eylem birliği içinde hareket eden toplumların huzur içinde başarılı oldukları, ilerledikleri görülmüştür. Bu değişmez bir tarih gerçeğidir. Birlik içinde olan, hareket eden insanlardan oluşan toplumlar daha sağlıklı gelişmiş, medeniyetler kurmuş, yönetimde adaleti sağlamış ve ezilmemişlerdir. İç ve dış nedenlerle bölünen, parçalanan toplumlar ya da devletler kısa zamanda tarih sahnesinden silinmişlerdir.

Birlik ve beraberlikten söz edildiğinde “Dil birliği” de göz ardı edilmemelidir. En yalın ifade ile dil, bizi birbirimize anlatan, tanıtan, ulaştıran enerji-duygu-düşünce kanalıdır. Gözdeki enerji dilin gücü ile birleştiğinde insanların anlaşması daha bir kolaydır. Kültürün ve bilginin gelişmesi, gelecek kuşaklara aktarılması dil ile mümkündür. Dil ile sağlanmış olan birikim ve kader birliği yazı ile ebedileşmiştir. Dil bir milletin kültürel değerlerinin baş tacıdır ve yaşayanlarının tamamı tarafından anlaşılmalıdır.

Bu bağlamda farklılıklarımızın da altını çizmek durumundayım. Farklılıklarımız, asla birlik ve beraberliğimizin önünde engel değildir. İnsan nesli farklı milletler, topluluklar, kavimler içinde yaşayarak; ilimde, bilgide, irfan, marifet ve hayırda birbirine engel değil, destek olmayı öğrenir.

Farklılık, herhangi bir millete ya da topluma öne çıksın, diğerlerine üstünlük kursun diye verilmemiştir. Birlik ve beraberlik bütünlüğünde hareket etmeden hiç bir aile, şirket, kurum hatta devlet ayakta kalamaz. Kutsal kitabımızda “Hayır işlerinde yarışın,” buyruğu bu gerçeğe ışık tutar.

Birlik ve beraberlik tekdüzelik, tertiplik de değildir. Aynı ideal etrafında, aynı değerlere saygı duyarak, aynı hedefe yürümektir. Farklılıklara rağmen hoşgörü ile empati kurarak bir olmaktır. Farklılıklarımızı kucaklayarak bir arada olabilmektir. Birbirimizle uğraşmadan, didişmeden, herkesi olduğu gibi kabul ederek, birbirimize destek olarak yaşamaktır.

Uyum ve huzur içinde yaşamak için acılarda ve sevinçlerde ortak olabilmek, dertlere çare, sorunlara çözüm bulabilmektir. İnsanın kişisel ya da içinde yaşadığı toplumun hayata bakış açısı, günlük yaşam uygulamalarının “İnsancıl Birlik” temelinde gerçekleşmesini oluşturmaktır. Kişisel değerler, aile değerleri, ulusal ve evrensel değerler ayrı birer bütün-anlayış olarak birbirlerine ters düşmemelidir.

Toplumun ayakta durabilmesi için, beraber yaşamak, öğrenmek, sorunlardan ve  yaşamdan ders almak birinci şarttır. İkincisi, mümkün olan en realist koşullarda birlik tesis etmek ise üçüncü şart ikincinin doğal sonucudur. Kısaca, dirlik içinde yaşamaktır. Dirlik insana ağız tadıdır, huzurdur, yaşama sevincidir, sükunet ve gönül hoşluğudur.

Birlik ve beraberliğin sürmesi için Malatya’da basının daha verimli olabilmesi için yukarıda zikrettiğim ve daha ismini dahi zikretmek istemediğim şahsın bu malatya basınından bir an evvel elini eteğini çekip, bir kenarda oturması ve yeni yüzlerin gençlerin gelerek birlik ve beraberliğin sürmesi gereklidir kanaatindeyim. Malatya’daki basın herkes biliyorki bu şahısla birlik ve beraberlik olmaz. Zaten destekleyen yönetimi ve o koltuk için yaptığı  cin ali oyunları herkes tarafından biliniyor ve onaylanıyor.

saidyalcin@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • israfil çatalkaya | 13 Ocak 2020 19:21

    Başkanım yazılarınız ANADOLU da olması gereken güzellikleri öne çıkarıyor . TEŞEKKÜRLER .

YAZARIN SON 5 YAZISI
19Oca

Dörtlenmeye Alıştık…!

14Oca
13Oca
30Ara

Haydi Topyekün Tatile…!

23Ara

O kadar Yorgunum ki...?